|
Cuma, 04 Nisan 2008 |
|
Zaman saliselerden ibaret sanki, dakika kadar uzamıyor anlar. Elimizden tutup çeken, içinde kaybolduğumuz o anlar sonsuzluğa ulaştığımızın işareti olsa gerek. Halbuki hayatın geçen her zerresi bir varmış bir yokmuş misali uçar gider zümrüdü anka kuşunun kanatlarına. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 78 | Yazdır | E-posta |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 10 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Cuma, 04 Nisan 2008 |
İnsanı bunaltan, içine sıkıntı veren ve ona derin bir “âh” çektirten bir kelime söyleyin deseler sıralayacaklarım arasında ilk sıralarda yer alacaklardan biri “keşke”dir. “Keşke”den sonra kurulabilecek bütün cümlelerde yoğun bir pişmanlık duygusu vardır. Yapılamamış ya da yapılıp da iyi bir netice alınamamış her türlü işin sonunda “keşke” diye başlayan cümleler, dönülmez bir yolda olduğumuzun göstergesidir. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 74 | Yazdır | E-posta |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 10 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Cuma, 04 Nisan 2008 |
Simdi SEN... Bir düşsün öyle değilmi... Varlığın bir düş...Yaşadığım bu zaman dilimi bir düş... Balkonum...Yudumladığım bu çay...Ve beklemekten usanan ve soğuyan şu bir bardak çayda hayal öyle değil mi...? Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 134 | Yazdır | E-posta |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 10 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Cuma, 04 Nisan 2008 |
‘Kimsin sen? Sana hangi seni anlatmalıyım? Söyle, ey kimliksiz, ruhsuz, çatışmalarıyla ayakta durmaktan memnun görünen, okuduğu romanları yaşayan, yazdıklarında kurguladığı karakterlerde can bulan maymun! Bugün sana hangi seni anlatmalıyım? Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 78 | Yazdır | E-posta |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 10 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Cuma, 04 Nisan 2008 |
Anne korkuyorum, dedim. Ya orada kaybolursam, ya beni kaçırırlarsa… Hem ne de uykuluydum. Ben ki bu yaşıma kadar -bu arada yaşımı söyleyeyim altı, yetmiş üç aylıkmışım okula yazılırken okulun müdürü öyle söyledi- istediği zaman kalkan, istediği zaman yatan ben, erkenden kaldırılmaya alışamadım… Çapaklı gözlerimle direnmiştim anneme, yüzümü yıkatmamak için… Düğmelerimi çekiştiryordu, bir yandan da gülerek mi konuşuyordu benle, yoksa yüzünü bazen yana çeriyordu da arada ağlıyor muydu? Uykulu uykulu anlayamadım. Ben ağlıyorum ya belki o da ağlar, gitmeyecem işte oraya gitmeyecem… Ama annem kararlı: Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 87 | Yazdır | E-posta |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 10 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 37 - 45 Toplam: 45 |