|
Bildiri No:4 Türk aydını internet aydını olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Şarkın sultanlarına garbın prenslerine öncülük eden nice aydından geriye kalan sanal dünyalarda hiç okumadıkları kitapların kahramanlarını tasvir ederken, tanımadıkları politikacıları savunmak ya da yermekten öteye geçemeyen bir lise talebesi heyecanıyla internette sörf yapan bu zaat-ı muhteremler, bu şeklide kamunun nabzını tuttuklarını söyleyerek acep kimi kandırdıklarını zannediyorlar?! Ahmet Mithat Efendi ki bir gazeteciydi ve de gazetesinin hem sahibi, hem çalışanı, hem yazarı, hem de dağıtımcısıydı. Bu da yetmezmiş gibi seksen iki adet kitaba imza attıktan sonra ‘motor’ lakabını almıştı. Türk aydınının kaygısı –medeniyet kaygısı demek de mümkün– mahalle kabadayısının mahallenin namusu üzerinden –kim tarafından ona verildiği bilinmeyen bir yetkiyle– uyuyan bebeleri rahatsız edecek raddede mahallede nara atmaktan öteye, öbür mahallelere dahi geçememektedir. Türk aydını, ‘Dizi film seven bir milletimiz var.’ cümlesini pek sevdiğinden, filmlere senaryo üretmekte, filmlerini ise açık olmayan gümrük kapılarından, çocuk işçilerden, çocuk pornosundan yani ki çocuk istismarından, temel hak ve özgürlüklerin gaspından daha fazla düşünmekte; bir dizi film oyuncusunun sözlerini günlerce düşünmekte, lakin Nutuk’un bir ideolojinin şerh edildiği bir eser mi yoksa bir günlük mü olduğunu bilmemekte, bu da yetmezmiş gibi ülkesi ile ilgili sorunlara eğer ki dizilerde değiniliyorsa, sorunların varlığını kabul edecek kadar ekrana prangalı bir hayat yaşamaktadır. Türk aydınları denilen taife içerisinde lisedeki edebiyat ödevini internetteki roman ödeviyle geçiştiren genç kuşak yazarlar, köşe yazarları, kırkına geldiği halde yakın tarih hakkında yorum yapmaktan aciz olan, ‘Ben bilirim!’ düsturunu alnına kazımış bir güruh peydah olmuştur ki Allah onlardan razı olsun! Zira, geri kalmışlığımızda ya da ilericiliğimizde aydınların payı, gibi bir cümle kurmaktan bizleri beri kılmışlardır. Türk aydını kendi kendini etkisiz hale getirmiştir. Bu sebepten özelde Türk aydının genelde ise Türklerin ayaklarını bastıkları içtimayi alemde Doğu topraklarındaki aydınların aydınlatılması gerekmektedir. Namık Kemal’i, Mustafa Suphi’yi, Prens Sabahattin’i ve onlar gibi bir tekneyi doldurmayacak kadar az olan aydın insanı bu eleştiriden beri tutarak; ‘beyni kanayan soylu kafalar’ taifesini internetin sohbet odalarından, askeri birliklerin birifing salonlarından, bir memurun ömrünce para biriktirse yine de gidemeyeceği tatil adalarından, ihaleler için aracılık ettikleri otel lobilerinden, kızların saçına çengelli iğne, mankenlerin orasına burasına dövme yaptıkları yazı masalarından kalkıp/ çıkıp/ gelip, ellerini taşın altına sokmalarını istiyoruz. Tabi şu durum da var ki; yazı yazmak, uyarmak, bilinçlendirmek, yardım etmek, fikir vermek, öncü olmak gibi vasıfları olan aydın zaatlar ayaklarını toprağa bastıklarında Nuri İyem’in koca gözlü kadınlarını şehvetten uzak bir gözle, belki de hiç metafora, mecaza gerek duymadan anlayacaklar. Birbirine rakip gazetelerde yazan yazar taifesi var ki evlere şenlik! Gazete sahibinin şemsiyesi altında rakip gazeteleri ayrı bir dünya addedip yazıyı sokak kavgasına alet etmelerinden ötürü halt etmektedirler. Tartışm a, atışma, küfürleşme gibi latif zenaatları icra edemeyenlerse mazide bir yara gibi kalmış aşkları, acıları, hüzünleri, soru işaretlerini kurcalayıp, güya kamuya mal olmuş sanatçı, politikacı, yazar, ünlü zaatların hususi anılarını yağmalamayı aydınlatıcı bir hadise zannedip özel alanlara işemeyi marifet addetmektedirler. Doğulu Aydınları Aydınlatma Cemiyeti, zihinlerinin çölünde seraplar görüp, su vehmiyle koştukları ve taptıkları bu serapların geçiciliğiyle ömrümüzü tüketen bu aydınlar taifesini çöllerinden çıkarmak için develer ve muaddipler (çöl faresi) hazırladı. Ey Doğulu Aydın! Küçük biraderin seni göreve çağırıyor! İsa çölden çıktı! Mesih de Mehdi de çölden çıkmasını bilendir. ‘Bir kavimler göçü daha yap!’ demiyoruz ama dansözün dönüşlerine hayran ayran budalası olmadan göç artık dar ekranından. Bak! İnatla dönen bir koca dünya! Gözünü aptal kutusundan, Elini yalan parşömeni olmuş gazetenden çek. Çiftleşme mevsimi de geride kaldı!Gazete okuyup çiftleşen ırktan medet umma artık! Kalk ve güneşi doğur! HARUT Yorumlar (2) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 59 | Yazdır | E-posta |