|
Hikaye
|
|
Pazar, 11 Mayıs 2008 |
Anne korkuyorum, dedim. Ya orada kaybolursam, ya beni kaçırırlarsa… Hem ne de uykuluydum. Ben ki bu yaşıma kadar -bu arada yaşımı söyleyeyim altı, yetmiş üç aylıkmışım okula yazılırken okulun müdürü öyle söyledi- istediği zaman kalkan, istediği zaman yatan ben, erkenden kaldırılmaya alışamadım… Çapaklı gözlerimle direnmiştim anneme, yüzümü yıkatmamak için… Düğmelerimi çekiştiryordu, bir yandan da gülerek mi konuşuyordu benle, yoksa yüzünü bazen yana çeriyordu da arada ağlıyor muydu? Uykulu uykulu anlayamadım. Ben ağlıyorum ya belki o da ağlar, gitmeyecem işte oraya gitmeyecem… Ama annem kararlı: Yorumlar (11) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 162 | Yazdır | E-posta |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 11 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
| |
|
|
Hikaye
|
|
Pazar, 11 Mayıs 2008 |
|
B aharın yeni yeni yeşeren filizleri arasında, avludaki erik ağacına bakıyorum. O kadar büyük, o kadar yüksek ki; ona ulaşmak bir hayal...
Evimiz bu erik ağacını çevreleyen avlunun içinde. Avlu, kenarlarından fışkıran otların kapladığı büyük taşlarla döşenmiş. Heves, merak, ulaşabilme arzusu beni bu erik ağacına bağlıyor. Yeni yeni büyüyen çağlalar da ayrı bir mıknatıs. Tırmanıyorum. Aşağılarda bir şey yok gibi geliyor... uzanıyorum; tam tuttum, kopardım derken altımdaki dal çatırdıyor ve dalla birlikte taşların üzerine düşüyorum. Yorumlar (11) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 180 | Yazdır | E-posta |
|
Devamını oku...
|
|
|