|
Pazar, 24 Şubat 2008 |
Ben ‘ben’in tanrısıyım. Zeus gibi yarı insan yarı tanrıyım. Aslında sıradan biriyim ben. Her sabah uçarak dolaşırım kırları bahçeleri, işe giderim, çalışır, evime dönerim ve akşamları odamın mavi loşluğunda yazar; kendimin tanrısı olurum. Sıradan bir cep telefonum, sıradan bir arabam, sıradan bir yaşantım var. Tanrılığımın asası kalemim…
Sabah yatağından saatin alarmıyla birlikte uyandı. Evinin balkonuna çıktı. Kuşlar etrafta cıvıldaşıyorlardı. Sanki tüm dünyaya baharın geldiğini haykırıyorlar ve insanoğluna mutluluğun iksirini sunuyorlardı. Oturduğu apartmanın gölgesinin sitenin çocuk parkına düştüğünü fark etti. ‘İşte apartmanın azameti…’ dedi kendince. Midesinde acı bir su toplanmaya başlamıştı yine. Her sabah böyle olurdu. Midesi yaşantısına isyan eder, her sabah klozetin önünde dakikalarca nöbet tuttururdu. Hiç doktora gitmemişti. Doktorlara güvenmediğinden de değil hani, sırf inadından. Rutin hareketlerle elini yüzünü yıkadı, aynayı ters çevirdi. Yüzünü görmekten hoşlanmazdı. Arabasındaki dikiz aynasını da sırf bu yüzden sökmüştü. Yine inadı tuttu, asansöre binmedi. Beş kat merdiveni yürüyerek indi. Arabasına bindi. Mal sahibine çekermiş. Arabanın da inadı tutmuştu. Çalışmıyordu. Ağzında küfrün bini bir paraya çalıştırdı arabasını ve yola koyuldu. Şehir içindeydi. Işıklardan birindeydi. Bir ciğercinin önündeydi. Ciğerci sabah kaçta açtığını kimsenin bilmediği dükkanında yüzündeki müthiş iştah belirtileriyle elindeki satırla bir demet sakatata saldırıyordu. Midesi kalktı. Allahtan boştu. Evden kahvaltı yapmadan çıkmıştı. Hoş bu olağanüstü bir durum da değildi. Kahvaltıdan nefret ederdi. Ciğerciyi görmemek için başını başka tarafa çevirdi. Bu defada yan aynada simasını gördü. ‘Lanet olsun!’ diye bağırdı arabanın içinde. Yeşil yanmıştı. Bütün hıncını gaz pedalından almak istercesine yüklendi gaza. Araba hantal yapısından beklenmeyecek çeviklikle hareket etti. Işıklardan sonraki duraktan aynı yerde çalıştıkları Eda’yı alırdı her sabah. Eda da her sabah geç kalırdı. Yine geç kalmıştı. Dörtlülerini yaktı arabanın ve beklemeye koyuldu. Bir sigara yaktı. İşte gün başlamıştı. Eda her zamanki gibi, dar mini eteğinin izin verdiği kadarıyla, koşarak durağa geldi ve arabaya bindi. ‘Günaydın.’ dedi. Yanıt alamayınca ‘Yine pek suratsızız.’ diyerek askıda kalan bir kahkaha salıverdi. Tepkisizlik karşısında iyice bozulan Eda; ‘Sırf senin güldüğünü görmek için bir gece soyunup yatağına geleceğim.’ dedi, teninin sıcaklığını hissettirerek. Taşı gediğine koyma zamanı gelmişti. Döndü Eda’ya; ‘Gerek yok, sen çıplaksın zaten.’ dedi. Eda, telaşla eteğini çekiştirdi. O ise hafifçe yutkunarak konuşmaya devam etti: ‘Eteğini çekiştirme boşuna, gözler bakmasını bilirse görür ve çıplaklığın ölçütü kıyafet değil, zihindir.’ dedi. Ben kendimi çok beğenirim ama o beğenmez. Ben inatçı değilimdir ama o inatçıdır. O arabayla gezer, ben uçarım. O yalnızlığı sever, ben hiç sevmem. Aslında o ve ben birbirimiz tamamlarız. O yaşar, ben yazarım. Bu arada dün akşam o Eda ile beraberdi, ben Tanrıça Athena ile. Yüzünde falan bir kusuru yok. Sadece kendinden kaçıyor. Soruyorum bazen nereye kadar kaçacağını. Bana yanıt vermiyor. Sorun bakalım, size belki bir cevabı vardır. Oldukça yoğun bir günün sonunda mesaisinin bitimiyle birlikte kendini yaşadığı küçük kıyı kentinin kordonuna attı. Martılarla selamlaştı. Deniz kenarındaki çay bahçelerinden birinde çayını içti. Evine dönmeye karar vermişti ki arabasını nereye koyduğunu hatırlayamadı. Aramaya koyuldu. Ama bir türlü bulamadı. Saatlerce küçücük şehri defalarca dolaştı. Kimseye de soramıyordu kendi arabasını nereye koyduğunu. Saat epey ilerlemişti ki dolmuşa binip evine gitmeye karar verdi. Bütün gece arabasını nereye koyduğunu düşünüp durdu. Araba değildi aslında aradığı. Sanki sokaklarda kendini kaybetmişti de onu arıyordu. Benliğini arıyordu. Malum aynaları ters çevirince insan kendinden kurtulamıyor. Bu kurgu ile bu olay tutmadı. Uzar bu öykü uzar. Ama yerim dar. Yanıt vermeyin; ‘yenim dar’ derim. Arabayı ben aldım. Sabah evinin önünde bulacak. Dolmuşa falan da binmedi zaten. Ben ‘o’yum, o da ben. O kadar! BÜNYAMİN ÖZBAKIR Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 120 | Yazdır | E-posta
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |
|
Son Güncelleme ( Salı, 04 Mart 2008 )
|