Sana gelmeden bir hafta önce psikiyatri doktoruna gittim. Dedem yaşında bir adamdı. “Olur böyle şeyler kızım, alışmaya çalış. Daha gençsin, unutursun.” Dedi. Oysa gözyaşları içinde anlatmaya çalışmıştım derdimi. Bırakamam onu demiştim, çok özlerim, dayanamam hasretine demiştim. Anlamadı, dinledi. Aşkı lugatinden çıkaralı uzun zaman olmuş olmalı. Üstelemedim. Reçeteya bir anti-depresan yazıp beni kapı dışarı etti.
Eczaneden ilacı alırken eczacı sordu: “Depresyonda mısınız?”” Evet” dedim. “Neden” dedi? “Ayrılıyoruz” dedim. “Belki her şey daha iyi olur” dedi. Aldırmadım. İki dakikada nasıl anlatabilirdim elin eczacısına kadim sevgilimden ayrılmanın acısını? Günlerce ağladım zırıl zırıl. Doktor dedemin verdiği ilacı da içmeye başladım. Çünkü durum kötüye gidiyordu. Bir intihara sürüklenmekten korkuyordum. Ve o meşum gün geldi çattı. Bütün ayak diremelerimin, serzenişlerimin, sitemlerimin hepsinin heba olduğunun bilincindeydim artık. Kadere teslim ettim kendimi. Şehrin kapısından girdiğimde bile kaşlarım çatıktı. Etrafa bakmıyor, baksam da görmüyordum, görmek istemiyordum. Benim burada ne işim vardı? Toprağından koparılmış bir çiçek gibiydim. Vazomun suyuna aspirin atmak kar etmezdi. Simitçide verdiğimiz molada içtiğimiz çay boğazımdan geçmdedi. Yalnız ilk fark ettiğim, burası seni fena halde “hatırlatıyordu”. Yeni evimize gittik. Beğenmedim. Betondan bir bahçesi var. Evet tam istediğim gibi güneşi batmayan bir ev ama… O kadar işte. Gelmişken bir de etrafı gezdik. Çok banal! Vicdan azabından kıvranıyordum. Haplar etkilemiyordu artık. Pişmandım ama elim mahkumdu. Senden koparılmıştım. Zorla zengin bir adamla evlendirilen gelin gibiydim. Zengin adam ne kadar da yakışıklı olsa senin yerini tutamazdı, tutamazdı işte! Bizim yaşadığımız başka türlü bir şeydi. Anlamını sadece ikimizin bilebildiği.
Sonunda kendimce bir hal çaresi buldum. Kanayan yarama bir tampon ya da. Devşirmeler, zorla din değiştirenler gibi davranacaktım. Öldüğümde yastığımın altından haç çıkacaktı. Böylece herkesten intikamımı almış olacaktım.Yaşasın! Eh fena değilmiş dedim önce. Biraz naz yapmalı ki, inandırıcılık oranı yüksek olsun. Oysa kendi içimde yaşadığım çelişkiler zihnimi allak bullak etmeye yetiyordu. Zihnimi de ikna ettim sonunda. Yaşadığım her ayrıntı, gördüğüm her güzellik beni çarpmaya başlamıştı. Ehler vay canınaya dönüştü. Anti-depresanımı kestim. Allah kahretsin gerçekten dinden çıkmıştım. Yastığımın altındaki haçı usulca çöpe attım. Kimsecikler görmedi onu benden başka… Eski sevgilimin ne kadar kaprisli, ne kadar huysuz olduğunu düşünmeye başladım. Ettiğimiz kavgaları, hüzünleri hatırladım. Tevfik Fikret kadar olmasam da kızdım sana. Bu, hayra mı yoksa şerre mi işaretti o zamanları hatırlamıyorum. Şimdi bakıyorum da pek hayırlıymış. Asya’nın ruh haline bürünüvermiştim. Geçmişin acı, tatlı anıları bir bir silikleşmeye başlamıştı. Eski sevgili, sinede eski bir yare oluvermişti. Yeni sevgilim çok cömertti., çok fedakardı. Beni hiç yormadı, bir dediğimi iki etmedi. Kollarını açtı. Beni şaşırttı her seferinde. Gizemlerini, güvenini aşkını ayaklarımın dibine yığdı! Ben bunlara alışkın değildim oysa. Demek buymuş dedim, böylesi de mümkünmüş ve ne güzelmiş! Her gün yeniden keşfetmek bedenini. Neyse ki eski sevgilim bilmiyor bunları. Dargın ayrılmadık yine de kendisiyle. Özel günlerde buluşuruz. Pek kalamam onda. Korkarım neme lazım. Yara yaradır. Kanayıverir. Kanattırmam gerçi ama. Yeni sevgilim benim için sonsuz bir esin kaynağı. Eskisi de. Benim de esine ihtiyacım var yazmak için. İkisini de idare ettiğimi zannetmeyin. Yeni sevgilimle huzurluyum, güven içindeyim. Eski sevgilim anılarda kaldı, yoksa ben mi anıların altında kaldım bilemiyorum. Yoksa yine doktor dedemi mi arasam? Eski sevgilim kim mi? Belde-i Tayyibe Yeni sevgilim kim mi? Onu da edebiyat tarihçileri bulsun! ZENOBİA Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 490 | Yazdır | E-posta
Yazan shryeli, 04-03-2008 22:14 Tek bir damardan hayata tutunmak ve o damardan yepyeni filizler vermek... Pes etmemek adına hoş bir öykü... |
Yazan Muhammed, 05-03-2008 19:13 Yazarlık bu olsa gerek hocam. Ellerine sağlık. ne güzel anlatmışsın bir şehirden ayrılışı. |
Yazan Zebercetoğlu Zülküf, 05-03-2008 21:55 Valla buradaki ilk maşukun İstanbul olduğunu metnin yarısına geldiğimde anlamıştım.Sancılı bir ruh ancak bu kadar bağımlı anlatabilir İstanbulla olan bitimsiz aşkı. Şimdi hangi kent senin yarana em verebilir ki zenobia.tanrıça da olsan KENT peşinsıra gelir, gölgen olur işte. Ara sıra doktor deden Hipokrata uğramayı unutma:) |
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |