Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Yakaza: Anasayfa arrow Derleme arrow ÖLÜ MEKTUPLARI
ÖLÜ MEKTUPLARI PDF Yazdır E-posta

İki kalemin, edebiyatın tüm sinirlerini titreten yazıları. İlmek ilmek işlenmiş yazılar. Her cümlesinde bir letafet her kelimesinde bir anlam.  Mektup sahipleri her ne kadar öldüklerini belirtse de aşağıdaki kelimeler ölümsüz.Kendilerinin izni olmaksızın bu mektupları buraya  aldığım için, biraz suçlu hissediyorum kendimi. Ancak o kadar güzeller ki …

Rahmetli Felatunbey kardeşim,

Sininde yatamayasıca , toprağında çiyanlar türeyesice, cennetle cehennem arasında kalıp tekel bayii açıpta zebanilere yaltaklanasıca!
Sen açtın başıma bu işleri...İşim gücüm boş boş gezip, sokakta it taşlamakken, ettiğini görüyor musun?Bir miras gibi bıraktın klavyeyi elime.İnatla yazmandan, usanmadan açıklamandan, sabırla okuyup cevap yazmandan eline ne geçti?Bana el veripte senden kalan mirası pay etmek ne menem bişey bilemezsin.Öyle ki senin zamanında pay almak dileyen azdı.Şimdi haraca kesiliyoruz ulan toprağında katır dikenleri bitesice!..
Eğer bir bağlantı kurabiliyorsan dünyayla, git kardeşim, sabırla anlatmayı da, insanlara katlanmayı da, iyi niyeti katledilecek olmayı da başkasına miras eyle.Zira eğitimini tamamlamamış insanların şerrinden sana sığınırım! Ve onları eğitmek mirasını al da benden....
Giderayak rapsodiyi de götürdün ya alacağın olsun!..
Buralara bir rus takılmaya başladı.Ama nalet herif birgün var üç gün yok.Her baktığımda seni görmeyi özlemişim be eflatun...Ne güzel öldün, kahretsin!Yok yok!Güzel değildi, hatırlıyorum da, yanlış anlama üzerine ölmüştün.Ve hatta bugün itiraf edebiliyorum:öldürülmüştün!Özür dilerim!Sen bıçaklanırken kalp ağrım tutmuşta kalakalmıştım.
Seni çok özledim be Felatun.Rapsodiyi de...Dünya gelinemeyecek kadar çirkin;gidilemeyecek kadar da güzel değil.Kusura kalma...Bugün seni daha fazla özledim...Asya da gitti...Tanığın...
Anlayışsızlıkları gördükçe daha yaşlı daha aksi olmaya başladım galiba.İyi ki yoksun dostum.Yoksa bir daha ölürdün.
Cemil Meriç'e ,Aziz Nesin'e(Özellikle Ölmüş Eşek mektupları ve malum lafı için) ve eşşek cennetindekilere selam söyle!

Şimdilik gelmiyorum.Avucunu yalarsın!

 -ekim 2006-

UZAKŞEHİR   

 ________________________________________________________________________

Tavariş uzakşehir,

Sözkonusu şahısla görüştüm.konuşmalarında anlamadığım noktalar var.belki benim ayrıntıları bilmememden belki şahsın akıl ve mantığının dumura uğramış olmasından kaynaklanıyor.

Şahıs bir cebinde kağıt parçaları, bir cebinde kenevir tohumu dolaşıyordu Sirkeci’de. Burası dünyanın başkenti dedi önce, sonra yakama yapışıp bütün cevaplar sendedir saklama dedi.En saklı yerinden bir banka broşürü çıkardı: “bunu Soleil’den aldım, dedi. Tanımam, bilmem.

Bazı cevapları Uzak bir şehir’de bulduğunu, anlayamadığı noktanın “uzak bir şehre” gittiği vakit, eski bulunduğu şehrin “uzak bir şehir” haline gelmesi olduğunu söyledi. Bu kez cevapları almak için diğer şehre dönmek zorunda kaldığını falan söyledi. Saçmalıyor yani. Karşı kaldırıma geçtiği zaman bu kaldırımın karşı kaldırım olması gibi.. bir takıntı..

Ceplerinden kat kat katlanmış, okunmaktan eprimiş kağıt parçaları çıkardı. Uzun uzun inceleyip cebine koydu. Gogol’un paltosu ne renkti diye sordu. Nilgün ile Nemeçek büyüdü mü? dedi, öp onları gözlerinden dedi.

Ben tanımıyorum bu şahısları tavariş uzakşehir. Leyla Halid’in kod adı mı bu Nilgün ? Siz tanırsınız belki, avatarınızdan belli. Yalnız şu Nemeçek ismi gözü kara bir burçak tarlası gerillası ismine benziyor.. Ne-me-çek.. Ne-me-çek.. anımsıyamadım.

Rüzgarları ezberliyormuş bu ara.. o yüzden geceleri dışarıda yatıyor, gündüzleri uğultulu tepeler arıyormuş.. yaralarına ve alnına üflerken gerekiyormuş her türlü rüzgar. Lodos, poyraz, fırtına, karayel, bad-ı saba, yıldız.. kıvamında nefes alıp verebiliyormuş.

Duymuştum, bu bunak bir ara tozlanmayı engelleyen bir sprey icat ettiğini söylemiş. Bana da zaman makinesi üzerinde çalıştığını söyledi. Yirmibeş yaşına mı dönecekmiş ne?

Durmadan bana Abbas dedi, Vakit tamam Abbas, al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan dedi.
Ben tanımam bunun ilk sevgilisini falan..
Bir dahaki görüşmemizde Ruth’u kandırabilirsem getireceğim, ilk sevgilin diye yutturabilirsem ağzından yine laf alabilirim.(Ruth görsen tanıyamazsın, Martin’den hiç söz etmiyor artık.)

Tavariş uzakşehir , ben desantralizasyon kararı gereği sizlerle pek görüşemiyorum.
Kalbim sizledir.Bayrak sizdedir.

Huysuz ihtiyarın kentsoylu duyarlılıkları, lümpen proleter hali canımı sıktı.İstasyon’a gidip bi duble votka içsem iyi olacak. Hem bu saatte kimse yoktur.Selendi ile sohbet ederiz.

Kahrolsun Çar ! yaşasın Dipten Gelen Yazma Hareketi !

-ocak 2007 -

BAYBAZAROV

_________________________________________________________________________

 

Rahmetli Kardeşim Felatun,

Senden bir cevap alamadım ama sanırım tayyı mekan ve tayyı zaman eyleyen bir rusla haberler göndermişsin.Türk posta teşkilatının suyu mu çıktı diyeceğim , abesle iştigal olacak.Sana kaç kere söyledim kardeşim ; uzaklara gitme, gel, tussuz aşım ağrısız başım...diye.Laf dinlemedin ki!Sanırsın ki seferberlik vardı da bir taraftan Hasan Ali Yücellik, bir taraftan da Fransız Parlementosundaki Danton gibi daldın meydana.Bak, senin zamanından geriye kimler kaldı?!..Tak tak ayak sesimi duyan aç köpekler demişti ya beyaz eldivenli adam; işte simitçi zaari gibi bir ben kaldım, bir Tembel Haydar(zurnacı), bir de balkon göbeği, sivri burun ayakkabısıyla Fıto(davulcu).Diğerlerine ne oldu diye soracak olursan, çoğu Çanakkalede, geri kalanlarsa Kore ve Kıbrısta irtihal eylediler...sanırım onları göremedin, zira onlar pisi pisine gitmediler kardeşim...Hatunlardan dul kalanlar, nişanlıyken eli koynunda yar yolu gözleyenler oldu.Kimisi Hanımağa, kimisi patroniçe kimisi de ana oldu.Asya avrupa yollarında kayboldu Ezo'yu soracak olursan o da gelin oldu!Düğününde davul dövdük.Senin damadı görseydik, onu dövecektik ya Fıto sarhoş, Tembel Haydar uykulu ben de çar naçardım.
Rahmetli kardeşim,Umarım dünyanın derdinden kurtulup biraz kafa dinlemişsindir..Sahi gürültümüz patırtımız seni rahatsız etmiyordur inşallah!..Haa!Aklıma gelmişken sorayım;Saddam üzgün müydü?Görüşebildiniz mi?Malum ya Baas'ın kurucularıyla tek tek görüşüp helalleşecekti o tarafta...
Neyse kardeşim..Senin şimdilerde yetmiş öğün dayağın vardır.Seni o dayağın lezzetinden mahrum eylemeyim.Forumlarda yaktığın canların ahı çıkyordur şimdilerde.Ama cennetle cehennem arasına tekel bayii açtığın gün, fazla gecikmez, yanında olurum
Toprağın bol olsun canım.
(Bugün efkarlıyım /Açmasın güller/Yiğidimden kara haber verirler...türküsü dolandı dilime.Bizim çocuklara Deli Döne'nin Hikayesi'ni anlatacağım daha..Hadi eyvallah!)

Ocak 2007 

UZAKŞEHİR 


Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 225 | Yazdır | E-posta

  Yorumlar (2)
RSS yorumları
Yazan baybazarov, 22-11-2007 14:56
ölü mektupları.. 
birine Allah rahmet etsin, diğerinin toprağı bol olsun..
Yazan Merih, 04-12-2007 00:19
Zaman akar, zaman gider, zaman zaman içinde.. 
Bi,z dünya denen mapusta yatardık dostla düşman içinde... 
Ölülerin ardından ne denir ki! 
Ölün ulan ölün! Yaşamaktan öte yol yok bize. 
Öte tarafta net bağlantısı var mı sahi?

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki