Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Yakaza: Anasayfa arrow Derleme
Derleme
BAHAR KAZINTILARI PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 10 Mayıs 2008

Sample Image -Kaz kaz… Biraz daha!
-Ama abi, tırnaklarım acımaya başladı, bu kadar derinde miydik biz?
-Ne sandın oğlum, Erzurum burası; başka yere benzer mi hiç!

Sarı karınca, kırmızı karıncaya uzun zamandan beri nasihatte bulunuyordu.
-Bak oğlum, ben hem yaşça hem de cins olarak senden üstün bir karıncayım. Sözlerimi yabana atma, her biri altın değerindedir, kulağına küpe olsun!
Kırmızı karınca itiraz etti:
-Yahu alt tarafı benden altı ay önceki larvasın, büyük sayılmazsın. Ayrıca sarı karıncanın kırmızı karıncadan üstün olduğunu kim söyledi?
Sarı karınca alaycı bir gülümseme takınarak:
-Geçen yıl larvayı terk ettikten bir ay sonra yeryüzünde geziniyordum ki elinde büyüteç olan bir adam bana bakıp: “Gördüğünüz üzere sevgili doğaseverler, büyütecimizin bugünkü konuğu bir sarı karınca, bu karınca türü, karınca familyasının en uzun yaşayan ve en üstün ırkıdır.” demişti, hiç unutmam.
Kırmızı karınca inanmaz bir tavırla:
-Haydi canım sen de, dedi; yalan söylüyorsun. Hem kimmiş ki bu adam?
Sarı karınca gülümseyerek:
-Sen inanma, dedi; adam, neyşınıl ciyografik denen bir televizyon kanalında araştırmacıymış.
Kırmızı karınca şaşırmış bir halde:
-Televizyon mu, o da ne?
-Ohoo! Ne kadar da cahilsin be oğlum; dedim sana inanmadın. Kabul et artık, ben senden daha üstün bir karıncayım.
Kırmızı karınca, aldırmaz bir tavırla:
-Her neyse… Neymiş bakalım şu ‘altın öğütler’ diye sordu.
Sarı karınca, zafer kazanmış bir kumandan edasıyla:
-Bak oğlum, geçen kış yanlışlıkla bizim kabileye karıştın. Yazıktır, dedik aramıza aldık. Bak, bu iyiliği sana kimse yapmaz. Yeryüzüne çıkar çıkmaz kabileni aramaya başlayacaksın. Kış boyunca onlarla birlikte olmadığın için seni aralarına almak istemeyebilirler. Başından geçenleri bir bir anlatacaksın. Anlatırken de samimi olacaksın, olayları abartmak yok.
-Bu muydu nasihatlerin, diye sordu kırmızı karınca.
-Sabret, dedi sarı karınca. Sen henüz küçük olduğun için yerüstü alemini bilmezsin. Bu alemde çok tehlikeli düşmanların vardır, bilir misin kimdir bunlar?
Kırmızı karınca kafası karışmış olduğu halde sordu:
-Tavukları mı kastediyorsun?
-Evet, birisi tavuklar. Sahiplerinin onlara attıkları ile yetinmezler, öyle bir mahluktur ki bunlar, doymak nedir bilmezler. Aslında hedefleri biz değiliz. Sahipleri bunlara yem atar hem de günde üç öğün. Bunlar da –laf aramızda biraz aptaldır- toprakta gördükleri her şeyi yem sanar. Geçen ekim ayında benim kayınbiraderi buğday tanesi niyetine boğazına götürüverdi ‘çilli’ denen bir lavuk, pardon tavuk. Her ne kadar kayınbiraderi gagadan çekmeye çalıştıksa da gövdenin yarısı bizim elimizde yarısı da tavuğun gagasında kaldı. Körpecikti garibim…
-Başınız sağ olsun da bu durumda ben ne yapabilirim, diye sordu kırmızı karınca.
-Uyanık olacaksın, şimdi biz neden kazıyoruz yeryüzüne doğru?
-İçeride çok sıkıldık…Onun için mi, diye soruyla karşılık verdi kırmızı karınca.
-Ahmak! Ne sıkılması! İçgüdüsel olarak, karınca familyası her kış içgüdüsel olarak yeraltına girer; her bahar yine içgüdüsel olarak yeryüzüne çıkar. Biz yukarı doğru kazıyorsak anlarız ki yeryüzüne bahar gelmiştir. Şimdi uzun kış ayları boyunca yerüstü alemi kardı, kıştı, buzdu derken doğadan epeyce uzak kaldı. Tüm canlılar havaların ısınmasıyla toprağa hücum edecek. Bu tavuk familyası da en önde olacak. Ve yamyam gibi ne bulurlarsa toprakta mideye indirecekler. O yüzden ilk kuralımız, toprakta gezinirken durmak yok. Karşından bir karınca mı geldi hemen koklaşıp yola devam edeceksin. Koklaşmadan geçeyim deme, kültürü yaşatmak lazım değil mi ama. Zaten bazı karınca familyaları dejenere olmuş. Kendini hamam böceği sanan familyalar türemiş. Anlaşıldı mı, koklaşıp yola devam edeceksin. Muhabbeti uzatmak yok, geyiği yuvada yahut sakin bir yerde yaparsınız.
Kırmızı karınca sarı karıncanın anlattıklarını pür dikkat dinliyordu.
-Çekil kenara, biraz da ben kazayım, dedi sarı karınca ve devam etti.
-Yerüstü alemindeki tek tehdit tavuk familyası değildir.
Kırmızı karınca meraklar sordu:
-Başka tehlikeler de mi var?
-Ne sandın ya, dedi sarı karınca; kuşlar da büyük tehdittir bizim için. Onlar da yiyecek bir şey bulamadı mı bizi yutar. Hayır, anlamadığım, bizim etimiz ne butumuz ne! Ayrıca hiç de lezzetli olduğumuzu sanmıyorum. Hele hele yolu bulmak için salgı bıraktığımda kendimden bile tiksiniyorum. Haa, bak salgı dedim de… Ne olursa olsun her daim salgı bırakacaksın. Bahar ayının ilk günleri yağmur çok yağar, izler çabuk kaybolur, o yüzden mümkün olduğunca salgıyı çok bırak ki kaybolmayasın!
-Anladım, dedi kırmızı karınca. Başka tehlike var mı?
-Bir de mahallenin veletleri var, dedi sarı karınca. Kış boyu evde pinekledikleri için bahar geldi mi anaları bunları dışarı salar. Bunlar da bir b.k varmış gibi habire tepinirler çayırda çimende. Olan da bize olur.
-Nasıl yani, dedi kırmızı karınca.
-Oğlum, şimdi bu veletler biz ekmek derdine düştüğümüz esnada çalıştığımız arazide koşuşturmuyor mu?
-Koşuşturuyor???
-İşte koşuştururken bastıkları yerde ne olduğuna hiç dikkat etmiyorlar. Olan da bizim gariban karıncalara oluyor. Emekçi zaiyatı anlayacağın. Vorç!
-Anladım, dedi, kırmızı karınca.
Sarı karınca yüzeye doğru toprağı kazdıkça kollarının ağrıdığını anladı ve kırmızı karıncaya devam etmesini işaret etti; olduğu yerde dizlerinin üzerine çöktü.
-Bir de tapir denen bir mahlukat var ki Allah muhafaza! Evlerden ırak ola!
-O ne ki, diye sordu kırmızı karınca.
-Aman aman, dedi sarı karınca; Allah’tan buralarda ondan yok. Bu mendeburun tek geçim kaynağı karıncadır.
-Sen gördün mü, diye sordu kırmızı karınca.
-Görmedim; ama duydum.
-Kim söyledi?
-İşte o neyşınıl ciyografik denen kanalda çalışan arkadaş.
-Ne dedi?
-‘Şanslısın sarı karınca, burada tapir yaşamıyor’ dedi. Her neyse dediklerimi unutma. Bahar geldi diye mutluluk sarhoşu olup dikkatini dağıtma, her zaman uyanık ol. Tehlikenin nerden geleceği belli olmaz. Az sonra yeryüzüne çıktığımızda ne demek istediğimi daha iyi anlarsın.
Karıncalar bir süre daha kazdıktan sonra toprağın yumuşadığını fark etti.
-Abi, kolay kazmaya başladım. Bak bak, nasıl da kolaylaştı. Kaz kaz kaz!!! Oley! Abi, bu yeşil yumuşak şey ne?
Sarı karınca kahkahayı patlattı:
-Ha ha ha! İnek pisliği oğlum o inek pisliği. Neyse yavaş yavaş öğreneceksin. Sen çekil bakalım kenara, önce ben çıkayım yüzeye, etrafa bakınayım, tehlike yoksa işaret ederim sen de çıkarsın.
Sarı karınca, bir sağına baktı, bir soluna baktı. Birden hava kararıverdi:
Ciiiiikkkk! Ham! Flap Flap Flap! Ciiiiiiikkk!
-Abi??? Sarı Abi… Çıkayım mı?

 Sample Image

 ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Kıştan kaçan adam, bir kahveye zor atmıştı kendini.
"Bir de deli bahar geldi mi sen o zaman gör" diye söyleniyordu.
Elindeki ilaç poşetini bir taburenin üzerine bıraktı.Üzerindeki karı silkeledi.Sobanın başında avuçlarına dolu dolu nefesinden verdikten sonra duvarında aslan yavrularının oynaştığı halının altındaki masayı gözüne kestirdi.Tahta sandalyeyi çekip masaya kuruldu.Dışarıda son kar taneleri oynaşıyordu rüzgarda...Çocuklar kar tanelerini kovalıyorlar, dışarıdan gelen adamsa içindeki kovalamacanın ortasında bir başına kalıyordu hep.

 Sample Image

Bir bahar vakti, yörük çadırlarını yıkan adamların yüzleri kara kara geliyor gözlerinin önüne...
Bir başka bahar vakti yayla vakti, at arabası ahşap köprüden geçerken ırmağın sularına gömülüyor.İki de yavrusunu kapıyor azgın sular.
Bahara çıkmaz! sesleri...
Her bahar gelişinde körüğünü sırtına vurup düştüğü yollarda onu haraca kesmek isteyenler karşısında tutulan dili...
-Beyim bir şey içer misin sıcak?
Seslenen kahve sahibidir.Yaşlı, sararmış bıyıkları tütün.Cepkeninin cebinde dünya malı niyetine tek sağlamı gümüş saati, boynunda artık saklamadan taşıdığı haçıyla bir maruni.
-Mırra.Varsa mırra olsun mîrim.
Tütün sarısı bıyıklarıyla gülümsüyor kahveci.
Yıllardır duymadığı bir söz bu.Her gelen "Acı versene!" diye ünlemekten mırranın adını unutmuşken, bu yabancının ağzından ne de güzel dökülmüştü mırranın köpüğü gibi...

Çocuklar çoktan gitmiş, dışarıdan bir sürü geçmekteydi.Kulakları neredeyse tere değecek inekler, kesilmeye gider gibi mahzundular.
Danagözü kızılında olacak! He ya.Kızıltepede kalay yaparken, kadınlar illaki danagözü kızılında isterlerdi kalayı.Toz alaşımı bulmak zor oluyordu artık.Eskisi gibi kaçakçılar da yoktu.Suriyeden gelen kalay da acem işi kalayın yerini tutmuyordu.
Tütün kesesini, ağızlığını çıkarıp masaya koynu.Epey bir arandı,rahmetli kaynının hediyesi çakmağını bulmak için.Buldu da.
Bir bahar vaktiydi.Ömrünün en güzel bahar vaktiydi.Cihanbeylinde katar katar düğün zamanında, bir kara kalaycı delikanlıydı.İyi bıçak savururdu şenliklerde.O vakit görmüştü Bahar'ı.Gözünü güneş kavurmuş gibiydi.Tam o sırada da kolunu sıyıymıştı çingenenin oğlu.Onca sene bıçak düellosuna çıkmış, ama hiç yenilmemişti.Ama, Bahar'ı gördüğü gün yenilmeyi, yenilmenin ne kadar da güzel olduğunu öğrenmişti.
Alnın gümüş paralar dizilmiş, gerdanına telkariler döşenmiş bir gelin miydi?İçi sızlamıştı o vakit, düşündüklerinden.
Ama bir yıl sonra o vakitlerde beylik elbisesini giyip, gelinliğini bezenmiş Baharın ellerinden tıttığunda içindeki sızı, yerini bir kuş tedirğinliğine ve titremesine bırakmıştı.
Belki otuz sene olmuştu belki de kırk.Çadırından her çıktığı anda deli gibi özlerdi Bahar'ını da bir kez olsun "Baharım!" diyemezdi.
-Buyur beyim!
Maruni mırrayı getirmişti.
-Müsade olursa beraber içelim, deyip kendi cezve ve fincanını da koydu masaya.
Yabancını gözleri ışıladı.Uzun zamandır kimseyle başbaşa oturupta iki satır konuşmamıştı.
-Eyvallah mîrim.Başım gözüm üstüne.

Sample Image

Acı telvenin en koyusuna varana kara içtiler.Ne kadar zaman geçti bilmediler.Ne konuştular ne ettiler...Bilemedim.
Maruni,"Bahar gelse de ortalık bir aydınlansa" dedi.
Yabancı,"Bahar mı?"
-He ya!
-Işır mı dört bir yan?
-Işır elbet.
-Giden yavrularım da gelir mi?
-Gelir elbet.

Yabancı boynunu büktü.Bir bahar vakti içi Bahar'ı gördüğünde nasıl sızlamışsa öyle sızladı.
Bir kenara bıraktığı ilaçları aldı.Karısı bekliyordu...
Doktorun sözleri aklından çıkmıyordu:Bahar'a çıkmaz!
Kıştan kaçan adam, "Bahar gelmesin!" diye bağırıyordu in cin top oynarken sokaklarda.

 ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 Mahalleden tanıdığı Nuray ile giderdi okula.Aynı boydaydılar.Evleri de yan yana sayılırdı,iki evin arasında sedece eriklerin,elmaların,bir de kocaman bir dut ağacının olduğu bir bahçe vardı.Akşamları bu bahçenin ön tarafında oynarlardı.Bu yıl birlikte kaydolmuşlardı okula.Nuray kara gözlü,sürme saçlı,kıpır kıpır bir kızdı.Oysa o,içine kapanık,gülemeyen,sessiz biriydi.Ama yine de iyi anlaşırlardı.Zaten sınıf öğretmenleri de aynı sıraya,en ön sıraya,oturtmuştu bunları.Her ikisinin de durumu iyiydi.Okumayı erken çözenlerdendiler. Nuray'ın babası fırıncıydı,onun babası ise marangozdu. Nuray sıcak pide getirirdi okula.Ona verirdi tabi,ne de olsa sıra arkadaşıydı.Aralarındaki bu güzel paylaşım her yerde böyleydi.

Sample Image
Vakit geçiyordu,eh tabi mevsimler de değişiyordu.Sonbahar son yapraklarını da alarak uzaklaşıyordu bahçelerimizden.Yüce dağların başını beyaz buldular bir sabah.Kışın habercisiydi yücelere düşen ilk karlar.Kış gelince de,çocuklarda yeni bir hastalık baş gösterirdi "altına kaçırma"..Hiç istemezdi;ama ne yapsın,tutamıyordu işte.Uyurken illa ki yapardı altına.Annesinin de ilgisizliğinden olsa gerek,okula da ıslak ıslak gelirdi. Kimse yanında oturmak istemezdi.Neriman öğretmen de,bu kokuya dayanamayarak onu arka sıraların birine oturttu.Annesinin de okula gelmesini salık verdi.
-kızım,annen yarın okula gelsin.
-...
- Sana söylüyorum,duydun mu?
- Utana sıkıla,kısık bir sesle "tamam" ,diyebildi.
Artık arka sıralardan bakacaktı,gözlerini ayıramadığı yeni okuma fişlerine. Dışlanmışlığı hissediyordu,bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünürken ilerleyen günlerde de kafasının sağ tarafında bir yara musallat oldu.Öyle bir yaraki,o bölgenin saçlarını tamamiyle kesilmişti.Yarasının verdiği utançla iyiden iyiye dışlandı.Önce sırasında,sonra sınıfında,en sonunda da Neriman öğretmenin uyarısıyla okuldan dışlandı.Artık mahallede Nuray'la da oynamıyordu.Hem sidikliydi hem de kafasında kocaman bir yara taşıyordu eşarbın altında.
Onun, tekrardan okula dönüşü aylar sonraydı.Dönmesiyle birlikte derslerine iyice asıldı ve o yılı ve diğer yılları da başarıyla bitirdi.Ama geçirdiği yılları son derece garipliklerle doluydu. Ailesi tam bir yaprak dökümü yaşıyordu.Kaçan ablaları,intihar eden abisi,şeker hastalığından eriyip biten babası,gittiği okulda bazı gruplara takılıp tuhaflaşan abisi vs vs..
.....

Sınıf arkadaşları sınavlara hazırlanırken o da hazırlandı;ama kazanamadı. O da kazanamayan arkladaşları gibi memeleketinin lisesine devam etti.Sene sonuna doğru gözleri hep ağlamaklı olurdu.Bu durumu merak ederdi arkadaşları;ama kimseciklere tek ses etmezdi o.Birgün tüm defterlerini,kitaplarını arkadaşlarına hediye etti. Niye veriyorsun,diyenlere ise;benim işim eyaramıyor,alın sizi olsun,demişti.Herkes gülüp geçmişti.

Sample Image
Arkadaşları birgün duydular ki pazara gelen bir pazarcı ile kaçmış.Oysa herkes bilirdi,başka bir mahalleden birini sevdiğini.İnanamamışlardı;ama maalesef doğruydu haber.
İki yıl sonra,kucağında bir kızla yine o bahçenin yanında oturuyordu.Tanımak için hayli dikkatli bakmak gerekiyordu.Kaçtığı adam bir süre sonra kendisini kapı önüne koymuştu.O da gerisin geri baba evine dönmüştü.Çaresiz görünüyordu. mevsimlik işçilerle birlikte çalışmaya gidiyordu;ama bir tuhaflık vardı davranışlarında...
Bahar...-Bahar şeyy olmuş diyorlar,doğru mu?
- Sanırım doğru.

Bilirdi, sadece ismi " Bahar"dı, geriye kalan her şey siyahtı onun yaşamında...

 

KEPÇE, SEHERYELİ, YEŞİM UTANGAÇ 

Yorumlar (11) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 144 | Yazdır | E-posta

Son Güncelleme ( Cumartesi, 10 Mayıs 2008 )