|
Deneme
|
|
Pazar, 11 Mayıs 2008 |
Gölgeni takip etmeden önce, gölgenin içerisindeydik. Tutuverirdik eteğinin bir köşesinden. Eteğine tutunduğumuz yerden bağlanırdık hayatın damarlarına. Ellerinin güvencesinde attık ilk adımlarımızı. Hayatı tanıtmaya, öğretmeye gönüllü rehberimizdin. Her an bizimle olan bir melektin sen. Canımız yandığında, neden hep senin adın aklımıza gelir? Yoksa sen, atan kalpteki can mısın? Yoksa doğurduğun her evladın canının toplandığı yer misin? Mahallede kavga olur, senin arkana gizleniriz; babamız sert sert bakar, yine arkana kaçarız. Canımız acır, yine soluğu senin kollarında alırız. Yoksa diğer adın, “sığınak” mı senin? Yorumlar (11) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 175 | Yazdır | E-posta |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 11 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Deneme
|
|
Pazar, 11 Mayıs 2008 |
|
- Artık sütten keseyim mi doktor? Üzerimde kamuoyu baskısı var. - Kaç ay oldu? - On bir. - Ooo, on bir ay uçurur onları, herkes altı ay zor dayanıyor, kesebilirsin. Yorumlar (11) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 337 | Yazdır | E-posta |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 11 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Deneme
|
|
Cumartesi, 10 Mayıs 2008 |
|
Ben, ana sözcüğünü “anne”den daha içten, daha samimi buluyorum. Çünkü annede bulunan “nn” sessizleri bir yapmacık ifadenin İstanbul Ağzı’nın getirdiği bir kibarlığın ifadesi gibi geliyor. Ön dişlere vurarak çıkan bu sessizler, kelimenin anlamındaki içtenliği alıp götürüyor bence. Ama “ana”daki “n” öyle mi? O insanın yüreğiyle bir ilişki kurmuş gibi içten ve samimi. Çağıl çağıl, gürül gürül geliyor insanın içinden... Belki, dilimizde en çok kullanılan sözcüklerden biridir “ana”. Anayol, ana sokak, ana cadde, ana neden, Anadolu, anavatan.... sözcükleri hep, “ana” sözünün anlamıyla türetilmiş, bütünleşmiş değil mi?
Yorumlar (11) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 198 | Yazdır | E-posta |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 11 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Deneme
|
|
Cumartesi, 10 Mayıs 2008 |
|
İçinde bereket barındıran her şeye benzetilebilir “ana”. Adına kitaplar dolusu methiyeler düzülebilir. Fakat nedense orman deyince hep “ana” gelir aklıma. Havasında huzur bulmamız gibi annelerin tatlı sözleri; içlerinden akan berrak çaylar gibi nurlu yüzleri… Ne zaman bunalsam şehir kalabalıklarının keşmekeşinde, başımı alıp sakin ormanlara gitmek isterim. Kalabalığın bir suçu yoktur aslında, kaçış kendimdendir; ama kolay değildir yaşamak; kaçmak benim için gerçekleşmeyecek bir hayaldir… Ruh uzak diyarlarda yolculukta olsa da beden her sabah yoklamasında “tam” yazılır. Yalnız ruhun ormanı gürgen ağaçlarıyla süslü o dağ sıraları değildir. Ana kucağının ta kendisidir. Kaçmak istediğim o sakin orman anamın dizlerinin dibidir ve bir türlü kaçamayışım artık büyümemde gizlidir. Bir kırabilsem zincirlerimi, utanmasam, sarılıp sana doyasıya ağlasam. Artık bana ne tasa, ne gam… Bu yazıya ilk yorumu yazın | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 94 | Yazdır | E-posta |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 11 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|