Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Yakaza: Anasayfa arrow Deneme arrow EVİN KÜÇÜĞÜ OLMAK
EVİN KÜÇÜĞÜ OLMAK PDF Yazdır E-posta
Pazar, 24 Şubat 2008

Herkesin yüzünde tarifsiz bir sevinç. Şenlik şölen için hiçbir etkinlikten geri kalınmamış. İşte tekne kazıntısı da geliyordu. Ondan önceki çocuklar, kucağa alınıp sevilecek ebatları geçtiğinden dolayı, bu son numara sevgi seline boğulacaktı.

Zaman doldu ve beklenen konuk geldi; ama konuğun iki gözü iki çeşme. Neden ağlıyordu ki bu çocuk? Yoksa başına gelecekleri, birileri kulağına fısıldamış mıydı? Yok yok,kesin tahmin ediyor bu,ilerideki yaşayacaklarını.tam bunları düşünürken aklanıp paklanır bu ufaklık. Aman  da aman, ne de şirin bir şey (!)

-ya anne,

                               

Neden kırmızı renkli bu? Hani bize benzeyecekti? Ben bunun abisi/ablası olmam…

….

Günler geçip giderken bir bir, ufaklık da ufaktan ufağa ele avuca sığmaya başlar. Çevresinde  sevgiden bir halka kurulur. Kesin, herkesin kafasında şu vardır:

Şu çocuk yürüseydi de kumandayı almak için ayağa kalkmasaydım.

Çabucak büyüse de, manav-marketten yolculuğunu devretsem

Büyüse de günah keçimi bulsaydım…vs vs..

Herkesin kafasında elvan çeşit düşünce kol gezerken, bizimki büyümenin sevincini taşır yanaklarında. Dünyanın merkezi olarak gördüğü kendi; anne, baba, abla, abi, konukomşu  kucağı derken, büyür… büyüme  dedikse,öyle serpilip gelişme değil. Bir  bardak su taşıyacak kadar olmuşsa,eh artık sen büyüdün muamelesi görmeye başlar.

İlk zamanlarda seve seve koşar çağrıldığı her yere…

Canıııım,bakar mısın?

Benim azıcık işim var da,ocağın altını kapatıver.

Peki anne..

(yüzünde,işe yaramanın  verdiği sevinç)

Yavrum,şu terliklerimi getiriver hadi..

Peki baba…

Heyy ufaklık,dolabımdan kitabı getir..

Peki abi…

Bücür,şunları mutfağa götür,gelirken de bir bardak su getir…

Yavruuuummm

Canııımmm

Ufaklııık

Bücürrrr…….

Der ve devam eder gider bu siparişler… Bizimki büyüdü.  Evin  içinde, şehir içi dolmuşları gibi,köşe bucak dolaşıyor artık.ama yüzünde,o ilk zamanın verdiği sevinç,yer yer acı bir görüntüye dönüşüyor.çatılan kaşlar ,oflamalar,ara çemkirmeler ve karşılığında azarlamalar başlar…

Ne işe yararsın ki sen,ben sana iki ekmek,bir kilo pirinç al dedim..sen ne yaptın? Sana kaç kere söyleyeceğim, eşyalarımı karıştırma, diye. Bu velvelenin içinde bir de özel durumlar vardır.  Örneğin:

Misafir geleceği zamanlar, evin küçüğü için tam bir kâbustur. Markete koş, manava koş, kasaba koş…

Annenin tam yetkili yardımcısıdır küçükler. Yer yer abladan daha çok aranılır olur evde. Çünkü onların doğası, her türlü iş için programlanmıştır. Nereye  göndersen gider, ne iş için görevlendirsen hiç kurtuluşu yok,o işi yapar. Küçüklüğün getirmiş olduğu bir diğer olumsuz hal ise; hep tanıdık elbiseler giymesidir.

Belli bir yaşa kadar, ona yeni elbise ancak bayramdan bayrama alınır. Pantolonunun paçaları azıcık katlanarak içe dikilir ve geniş paçalı olur. Kazaklarının kolu biraz (!) geniştir ve dirsek bölgesinden bir iki yıkamada gidecek haldedir, gömleğini düğmelemesine rağmen, o gömlek kolay kolay üzerine oturmaz. Kendisi küçük, elbiseleri büyük bu adam, bayramda kendisine alınan cicilerini de giymeye kıyamaz. Azıcık giyer çıkartır. Adam  alışmış hep ikinci el giymeye,ne yapsın,yadırgıyor yeni elbiselerini. Ama o, bu giyim piyasasını rüşvetler dünyası haline getirme konusunda hiç de geç kalmaz. Abisinin her siparişine koşması, abisinden bir tişört kopartma ihtimali taşır. Öncesinde pazarlığı yapar, sonra işe koşar. Annesinden harçlığı almadan hayatta gitmez ekmek almaya.…

Çift baskılı elbiseler içinde hayatını sürdüren bu küçük adam,hayatı öğrendikçe,öğrenir harçlık çıkarma yollarını da..

Ee, her işte olduğu gibi, bu işlerde de ustalık söz konusudur. Her emre uymasının mutlaka bir amacı vardır. Annesi markete gönderir, paranın üstü mutlaka kendisine kalır; hiç kimsenin paranın üstünü sormaya hakkı yoktur. Sorsa da, zaten cevap alamayacaktır.

Babasının verdiği emirleri yerine getirmesi demek, harçlığını o hafta zamlı alması demektir.

Eh, ağabeyinin, ablanın sırdaşı olmak zaten, başlı başına bir kazanç kapısı…

Ufaklık, bu gördüklerini unut ve bunun da karşılığını al.

Oo, unutmak öyle kolay değil. Bunu , senin unutturman lazım. Eh  artık,nasıl unutturulur,onu da siz bulun.

Evin küçüğü bir de öğrenciyse, işte o zaman işiniz daha zor.

Her ay bu kadar harçlık yetmiyor. Siz nasıl abi, ablasınız? İş güç sahibi oldunuz, hala görmüyorsunuz beni.

Bu durumda sakın,”biz senin gibiyken” diye başlayan cümleler kurmayın. Zira o cümlesini hazırlamıştır…

O sizin zamanınızdaydı. Bu  zamanda bu harçlıkla bir ben geçinebiliyorum, o kadar tasarrufa rağmen ancak denk getirebiliyorum…vs vs…

Şımarıklıklarıyla, evin her bireyinin yanında olmasıyla evin gülüdür onlar. Düşünsenize onlar olmasa, kim getirir unutulan tuzluğu, taze ekmeği, bir bardak suyu. Ya  kim boyar ayakkabıları… Allah yokluklarını vermesin

Onlar bu durumdan memnun mudur bilemem… zira ,memnun olmadıkları yönünde çeşitli duyumlar alıyoruz.:  neler mi?

“Evin küçüğü olacağına sokağın iti ol.”

“Evde küçük olacağına dağda canavar ol.” vs vs….

 Evde küçük yoksa,o evde tüm işler kaosa döner. Evdeki işlerin sağlıklı bir şekilde yürümesi onlar sayesindedir.

Heyy bücürler, iyi ki varsınız…

 SHRYELİ


Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 95 | Yazdır | E-posta

  Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

Son Güncelleme ( Salı, 04 Mart 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >