Gölgeni takip etmeden önce, gölgenin içerisindeydik. Tutuverirdik eteğinin bir köşesinden. Eteğine tutunduğumuz yerden bağlanırdık hayatın damarlarına. Ellerinin güvencesinde attık ilk adımlarımızı. Hayatı tanıtmaya, öğretmeye gönüllü rehberimizdin. Her an bizimle olan bir melektin sen. Canımız yandığında, neden hep senin adın aklımıza gelir? Yoksa sen, atan kalpteki can mısın? Yoksa doğurduğun her evladın canının toplandığı yer misin? Mahallede kavga olur, senin arkana gizleniriz; babamız sert sert bakar, yine arkana kaçarız. Canımız acır, yine soluğu senin kollarında alırız. Yoksa diğer adın, “sığınak” mı senin?
Hasta oldum, iyileşmeye geldim sana; üzüldüm, mutlu olmaya geldim sana; dertleri çekemedim, derdimi dökmeye geldim sana. Ben sende nefes almaya geldim. Toprak gibisin annem. Kuru bir tohum atıyorum toprağa; o bana renk renk çiçek veriyor. Gözyaşlarımı veriyorum sana, oysa sen umut kokulu düşler, gülüşler veriyorsun bana. Hangi çocuk vardır ki, annesinin yanından mutsuz ayrılsın? Ama bir anım var ki canım annem, hala kanar durur yüreğimde. Dargın ayrılmıştık seninle. Çantamı alıp çıkarken, yanağından süzülüyordu gözyaşların… Nasıl silemedim ben gözyaşlarını, nasıl kıydım o damlalara? Şimdi nehir olup aksa da gözyaşım, yine de rahat etmiyor içim, seni o gün öyle ağlattığım için. Bilirim, unutuverir anneler, sorsam ne zaman oldu ki, dersin. Meltem hafifliğindedir kırgınlıkların, meltem sıcaklığındadır sevgin. Nedensiz kucaklarsın evladını, çıkarsız bakarsın onun gözlerine. Belki de bu yüzdendir sana olan vefa borcumuzu ödeyemeyişimiz. Sen bize dünyayı sunarken; bizi, bizden daha çok düşünürken, bizim sana vefa borcumuzu ödeyebilmemiz ne kadar da imkânsız, değil mi? Acıların en büyüğünü evladını kaybeden anne yaşarmış ve anneler ağlarken ciğerim, diye ağlarmış. Milyonlarca cam kırığı batıyordur, her nefes alışında. Gecesi gece değil, gündüzü gündüz değil. Ciğeri dağlanan anne, uyurgezer olurmuş. İçinde bir volkanla, nasıl yüklenirsin sen bu yaşamı annem? Birinin acısı yüreğinde dururken, diğerinin imdadına nasıl yetişirsin annem? Etten kemikten değil misin sen, ağrımaz mı o dizlerin, tek tek herkese yetişmeye çalışırken? İncileri taksam saçlarına, sönük kalır bakışların varken. Gülleri bezesem her yanına, utanır senin yanında kendi kokusundan. Güneşi getirsem ellerine, buz keser beni saran o kollarının yanında. Sensin inciye parlaklığı, güle o kokuyu, güneşe o sıcaklığı veren. Beni hayata getiren toprak, filizlerimle yine senden alırım can suyumu. Aslında doğduğumuz andan beri, hep yetimiz koca dünyada. 
Gecelerde, yolumu aydınlatan ışığımsın Sevginle büyürüm, yaşam kaynağımsın Dünyadaki en değerli varlığımsın annem
Esen yeller anlatıyor seni Gül kokunu taşıyor seher yelleri Her şey biter son bulur da Bir sen kalırsın yüreğimde annem SEHERYELİ Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 2296 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |