Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Yakaza:
BİR GARİP BİYOGRAFİ PDF Yazdır E-posta
Yaşanmamış yıllara özlem olsun diye yazılmadı bu satırlar. Aksine, doyasıya yaşanan onca anıya güzellemedir bu karalananlar:

Sanki bir şeylerden – birilerinden gizlenircesine, dağların arasına, derinlemesine bir vadiye kurmuşlardı köyümü. Çocukluğumla ilgili gözlerimin önüne gelen ilk karelerde dedem oluyor hep. Köşeli kasketiyle bir kenara çökmüş kardeşimle beni izliyor. Ne konuşmak istiyor ne de susuyor. Oyunlar tehlikeli olmaya başladığı anda müdahale ediyor.

Öyle bir zamanda geldim ki dünyaya, zorlandım bazen değişime ayak uydurmakta. Kağnı arabasını da gördüm, traktörü de. Sokak lambası nedir bilmediğim günlerde, çıra yakardım misafirlik dönüşlerinde.

Plastikten oyuncağım hiç olmadı. Kendim yaptım bütün oyuncaklarımı. En iyisi benimki olurdu. En hızlı benimki giderdi. Çünkü kendi emeğimdi. İlk gördüğümde hiç şaşırmadım; Kızılderili filmlerinde gördüğüm kuş tüyüyle süslenmiş oklara. “Aa bundan benim de var.” dedim. Çok önceden yapmıştım ağaç dallarından; fırlatınca gökyüzünde kaybolanlarından.

Okula dair pek fazla anı yok kafamda. Eve dönerken kara batmak ve teneffüslerde kaçak-polis oynamak dışında.

Basınca gıcırdayan tahtalar üzerinde yürümeye bayılırdım, yaşadığımız ahşap evlerde. Misafir gelince yer döşeğinde yatmayı ve pazartesi günleri şehirden gelen fırın ekmeğini tatmayı çok severdim.

Bayram zamanları hep yer etmiştir belleğimde. Ankara’dan, İstanbul’dan gelen arkadaşlarımla birlikte oynardık o zaman, onların özlediği, bizimse kanıksadığımız oyunları. Kim daha fazla şeker topladıysa bayram günlerinde, o övülürdü çocuk meclislerinde. Aslında ev sayısı da belliydi; toplanacak şeker sayısı da. Marifet toplarken yememekti ki toplamda eksik çıkmasın.

Büyük bir arzuydu bizim için camiinin bahçesinde, çimenlerin üstünde top oynamak, ya da dut mevsimi, ürkek ellerle dallara uzanmak ve büyük bir korkuydu bu sırada kizirin bastonuna maruz kalmak.

Soğuk geçen kış bitip de bahar geldi mi ayrı bir heyecan sarardı beni. Anlardım ki yakındır badem toplama ayinleri. Kızağımı kilere kaldırır, tahtadan yaptığım kamyonetimi çıkartırdım.

Şu anda uzun süren ve çetin geçen bir savaştan kalmış kentleri andıran o boş meydanlarda, yaşlı kadınlar çocuk sesinden sıkılırdı. Akşama kadar o meydandan o meydana sürülerek köyü bir baştan öbür başa katederdik.

Şimdi mi?

Şimdi kültüre dair ne varsa yitip gitmekte. İşte bu hâl, beni tüketmekte.

Az önce cep telefonuma mesaj geldi: Kredi kartımın aylık ödemesini hatırlatıyor bana. Bu sırada açık unuttuğum msn’den gelen titreşim, izinsizce kesiyor sesini, televizyondaki haber spikerinin. Sorun değil, dinlemiyorum. Ev diyerek sığındığım bu beton yığınında zaten yaşamıyorum.

KÖYÜNDELİSİ


Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 284 | Yazdır | E-posta

  Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >