|
BANA BİR MASAL ANLAT BABA |
|
|
|
|
Her kesi k’u dûr mand ez asl-ı hiş Bazcûyed rûzigâr vasl-ı hiş (Mesnevi 1-4) Devri âlemde, diyarların birinde; suretiyle beyni orantısız olan küçük beniâdemin gölgeleri büyük görünmeye başlarsa bu yerde biline ki güneş batmaya başlamıştır. Her gün batan nice güneşler gibi…
Evvel zaman içinde yine böyle bir devirde insanoğlunun bu batışları bir harikulade tabiat olayı gibi izlediği zamanlarda; yaşadıklarını inanç haline getirmenin zevk-ü sefası içinde imişler. Hasan Sabbah’ın fedaileri gibi bir hayal ikliminde yaşamakta imişler ahalisi… Bu tûl-i emel içinde olan halkın ekserisi yavaş yavaş haşlanmaya başlayan kurbağa olduklarının farkında bile değilmiş. Kurbağa olduğunun farkında olanlar ise hep birilerinin onları öpmelerini isterlermiş… Bu diyarda sinekler oldukça bataklıkları kurumayacakmış, kurbağaların; çünkü olan sadece sineklere oluyormuş… Bataklık hep aynı bataklıkmış. Midesi bulanan hıncını sineklerden alırmış… Kahramanları varmış, elbet bu diyarın günü birlik sefer yapıp geri dönen. Diyar-ı payitahta gelir, kahraman olup giderlermiş zamanların zaman içine girdiği anlarda… Bu kahramanlar, hayal perdesinde bir görünüp bir kaybolduklarından hayat kurtaramıyormuş ama birilerini avutuyor, oynatanları ise kotarıyormuş. İsimleri de önemli değilmiş, saman alevi olmaya razıymış her kimse… Parlamak ve aniden sönmekmiş marifet… Marifetin iltifatata tabi olmadığı ya da iltifatın marifetle alakalı olmadığı bu yerde. Herkes ya bir şeymiş ya da her şeymiş bu diyarda. Kimse hiçbir şey olduğunun farkında bile değilmiş. Gerçekten her şey olan zatlar ise hiçbir şeymiş avamın gözünde. Her şey güllük gülistanlıkmış ama patlamaya hazır bir yanardağın gölgesinde. Pompei değilmiş bu diyarın adı ama bir tekerrürün tekerleme haline gelmiş bir dörtlüğüymüş sadece. Eğlenceler kurulurmuş eteklerde. “Tiye-tır” olurmuş arkasını dağlara yaslamış uzun basamaklar. Ayakta birileri bir şeyler anlatır ehl-i safı ayaklar altına alırmış, bir de üstüne mangırları serermiş önüne. Değerler, yerle bir olurmuş; ahali yerlere yatarmış ucu kendine değdikçe… Yemek kusmaktan ibaretmiş, semerinden boşanmak ancak buna denirmiş. Bîzâr kalanlar ise ya zırıl zırıl ağlamakta imiş aptal kutusundaki kanal denen küçük dünyaların içinde; ya da boyun büküp razıymış olan her şeye… ……….. Gökten kaç elma düştüyse sayanlar saysın, sayamayanlar ağacı sallasın. Bu masal bunun gibi nice olayla sürüp gider, masalcının sabrı burada biter. Gerisini okuyanlar düşünsün… KUN-OĞUZ Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 99 | Yazdır | E-posta
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |