| ANADOLUM |
|
|
|
Nazlı nazlı akan ırmaklarıyla, asi, koç delikanlı dağlarıyla, ana gibi kucaklayan denizleriyle doğudan batıya uzanan koca bir diyar Anadolu. Her bir bölgesine, farklı bir insan resminin çizildiği, her bölgesinde farklı bir müziğin dinlendiği kocaman bir tiyatro sahnesi.Kiminin gözleri mavi buram buram Karadeniz yosunu kokar, kiminin yeşildir,sürmelidir gözü öksüz bir Dicle kokar.inersin okyanus kokulu Akdeniz’e ve Yörük ayranında tadarsın dostluğun o sıcak tadını.hadi gari giriverin içeri diyen Ege’nin misafirperverliğinde bulursunuz candan bir gülüşü.Salına salına akarken Meriç bir uzak diyarlarda,yayılır gider Trakya’nın yalçın kayalıklarında .Ilgazların- Torosların arasında kalan Mevlana kokulu topraklar çağırır insanı kendi yüreğine;her ne arar isen kendinde ara,felsefesiyle kendi özünle seni dara çeker Hacı Bektaş-i Veli Hırçın dalgalarınla, beyaz köpüklerinle olsan da nice canlara mezar, biliriz ki, sen yine bizler için büyütürsün hamsilerini. Horonlarınla unuturuz biz hangi milletten olduğumuzu.Omuz omuza can canayken,sen Çerkez,o Laz, ben Türk olmuşuz var mı bir farkımız birbirimizden? Yan yanayız ya, aynı ezgiye eşlik ediyoruz ya, kaldı mı farklılığımız birbirimizden. Bak gülüşlerimiz, bakışlarımız, gözümüzden akan yaşlar birbirinin aynısı. Aynı ben gibisin;aynı sen gibiyim. Bak işte, yitirdiğimiz her can için de yürekteki acımız da aynı. Tek farklılığımız boyumun senden az kısa olması. Kalmadı ondan geri farklılığımız. Akan sularıyla can bulurken Anadolu, Munzur taşır mor dağların sümbül kokusunu bizlere. Onunla, bir kere daha yıkanırız,bir kere daha yıkarız gönülleri.Bir akşamüstü Veysel dokunurken sazının teline, göremez mi sanıyorsunuz dostunun yüzündeki gülüşü? Yüreğiyle gören kişide olur mu körlük? Ya insan sevgisini felsefe bilenlerde kalır mı ırk, dil, din kavramı? Kalır mı ötekilik kavramı? Onlarca dine, onlarca dile, onlarca kültüre mekân olan bu koca diyar, sadece hoşgörüyle beslenince var olabilir. Onu, sonsuza kadar yaşatacak olan sadece onu sevmek değil. Her şeyden, önce vatanı sevmek, üzerindeki yaşayan tüm canlıyı sevmekle başlar. Ortalığın kan koktuğu şu günlerde,insanlık can çekişiyor.Karabasanlarla bölünen uykular,binlerce hayale mezar oluyor. Yavrularımız savaşın-kanın resmini çiziyor sadece. Onlara ne verdiğimize bir bakın! Önünden nehir akan,bahçesinde hayvanlar olan bir kulübe bile çizemez hale gelmişler. Sınırlandırılmış hayal dünyaları. Dünyaya açılan pencerelerinin her cephesi sadece savaş alanlarını görüyor. Doğusundan batısına, insanı sevmemiz konusunda bizlere rehberlik eden nice rehberlerimiz oldu. Hepsinin yolu sevgiden geçti; hiçbiri demedi ki “O, senin düşmanın, onu öldürmen lazım.”tek temennileri, “insanı, sadece insan olduğu için seviniz.”Bu topraklar ki,nice savaşlardan yine birlik beraberlikle kurtulmuştur.Bu kardeşliği sağlayamayan varsa biraz da kendi özüne baksın? Ortada bir sevgisizlik varsa,biraz da neden sevilmediğimizi düşünelim. Oysa,bizler ki,Yunusların,Mevlanaların,hacı bektaşların insanı temel alan felsefelerinde yoğrulup geldik. Bereketli topraklarımıza sevgiyi ektikçe,biçeceğimiz de yine sevgidir..Sevgi tohumundan nefret bitmez… SEHERYELİ Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 149 | Yazdır | E-posta
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|