| Ana |
|
|
|
| Cumartesi, 10 Mayıs 2008 | ||||
|
Ne zaman bunalsam şehir kalabalıklarının keşmekeşinde, başımı alıp sakin ormanlara gitmek isterim. Kalabalığın bir suçu yoktur aslında, kaçış kendimdendir; ama kolay değildir yaşamak; kaçmak benim için gerçekleşmeyecek bir hayaldir… Ruh uzak diyarlarda yolculukta olsa da beden her sabah yoklamasında “tam” yazılır. Yalnız ruhun ormanı gürgen ağaçlarıyla süslü o dağ sıraları değildir. Ana kucağının ta kendisidir. Kaçmak istediğim o sakin orman anamın dizlerinin dibidir ve bir türlü kaçamayışım artık büyümemde gizlidir. Bir kırabilsem zincirlerimi, utanmasam, sarılıp sana doyasıya ağlasam. Artık bana ne tasa, ne gam… Hoyrat eller dallarını kırmadıkça fidan fidan fışkırır ana. Bir sevmek yoktur lugatlarında; bin sevmekse çok az onlara… Küçükken hep aklıma takılırdı. Neden hep başa “ana” koyarlar diye! “Anayol” örneğin, anadil, anapara… Neden düşünce “anam” diyordum her defasında? Çok sonradan anladım ki hayatın kendisi “ana…” Mevsimlerin anası da bahar ya! Cennet anaların ayakları altında… Dipnot: Bir gün dahi akıldan çıkmaması gereken o vefakâr kadınları, kendi telaşımızla unutup bayramdan bayrama arayışımız hepimizin gerçeği… Üstelik büyüdükçe sevgimizi de saklıyoruz. İçimizden geçenlerin birazını olsun söylesek belki onlara dünyaları vereceğiz; ama hepimiz bir kuru el öpme ve birkaç hatır sorusuna hapsolmuş haldeyiz. Bir de pişmanlıklarımız var. “Keşke söyleseydim sağlığında, söyleyebilseydim…” dediğimiz sözlerimiz gibi. Bu yüzden burada yer alan yazılar anneye bir itiraf, artık olmayana bir iç dökümü olsun istiyorum. Sevginiz daim olsun efendim, Anneler Günü’nüz kutlu olsun… KÖYÜNDELİSİ
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 144 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| Son Güncelleme ( Pazar, 11 Mayıs 2008 ) | ||||
| < Önceki |
|---|